1. Ana Sayfa
  2. Siyaset Bilimi

Anayasal Monarşi Ne Demektir? Özellikleri Nelerdir?

Anayasal Monarşi Ne Demektir? Özellikleri Nelerdir?
0

Anayasal Monarşi Ne Demektir?

Monarşi, en basit tanımıyla, bir hükümdarın tek başına devletin başkanı olduğu bir yönetim biçimidir. Monark’a, monarşinin hâkim olduğu ülkeye göre Kral, Padişah, İmparator, Prens, Şef, Emir gibi isimler verilebilir. Monark’ın iktidara gelişi seçim dışı yöntemlere dayanmaktadır. Çoğu kez belirli bir aileden, soydan olmak, monark olmanın yolunu açan en önemli faktördür. Monark’ın ülkeyi yönetme yetkisi sınırsızdır, istisnai durumlar dışında ölene kadar bu yetkiyi elinde tutar. Ömrü sona erdiğinde de varsa oğlu veya yakın akrabası onun yerini alır.

17. yüzyıla kadar dünyada belki de en yaygın yönetim biçimi olan monarşiler, bu dönemden itibaren önemli bir değişim sürecine girmişlerdir. Bu değişim, “mutlak monarşi”lerin “meşruti monarşi”lere (anayasal monarşilere) dönüşmesi sürecidir. Mutlak monarşilerde “mutlak iktidar” (potestas absoluta) söz konusudur: yani monarkın yetkilerini sınırlandıracak hiçbir güç yoktur, sınırsız bir iktidar söz konusudur ve, doğal ve tanrısal niteliktedir. bu iktidar hukukla sınırlandırılmamış Mutlak monarşiler hukukla sınırlandırılmamış iktidarlardır, bu nedenle Anayasaya ihtiyaç duymazlar. Bu devletler aynı zamanda patrimonyal devletlerdir yani devlet hükümdarın mülkü sayılmaktadır. Karşılarında iktidarı dengeleyecek başka iktidar odakları bulunmamaktadır. Yüzyıldan itibaren Avrupa’da laikleşme süreci ile birlikte iktidarın tanrısallığı, diğer bir ifadeyle meşruiyetin zemini olarak tanrının yeryüzündeki temsilcisi olmasına duyulan inanç zayıflamaya başlamış, iktidarın gücünü “halk”tan aldığı inancı yaygınlaşmıştır. O zaman, monarkın iktidarının halk iradesi ile sınırlandırılması prensibi gündeme gelmiş ve Anayasalar bu sınırlandırmanın aracı olmuştur. Nitekim 17. Yüzyılda Avrupa’da başlayan monarşilerin Anayasalar aracılığı ile meşruti hale gelmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nu da etkilemiş, 1876 yılında II Abdülhamid tarafından ilan edilen Anayasa ile Osmanlı padişahlarının mutlak iktidarları sınırlandırılmaya çalışılmıştır.

Anayasal monarşilerin birçoğu parlamenter bir nitelik kazandı. “Monarklar yetkilerini bir taraftan doğumla değil atamayla göreve gelen bakanlara ve başbakana bir taraftan da parlamentoya devrettiler.” Zamanla parlamentolar güçlenerek yasama kurumu olarak, hükümetler de yürütme gücü olarak iyice belirginleşti, monarkların gücü sembolik hale geldi ve günümüz Anayasal Monarşileri ortaya çıktı. Bu ülkelerde parlamenter demokrasilere geçilmesine rağmen sembolik de olsa monarşik yapının varlığını sürdürmesi, geleneklerin devamlılığı ile yakından ilgilidir. Monark ve ailesi ülkenin toplumsal ve siyasal kültüründe önemli figürlerdir; bir yandan ülkenin geçmişini diğer yandan da birlik ve bütünlüğü temsil etmektedirler. Böylece, seçimle iş başına gelen parlamento ve hükümet pratikte ülkeyi yönetme gücünü elinde bulundurmakla birlikte, tarafsız bir kurum olarak tüm politik çekişmelerin üstünde yer alan monarşik yapı, kriz dönemlerinde birlik ve beraberliği sağlayarak rejimin devamlılığının garantisi rolünü üstlenmektedir.

Bazı Avrupa ülkelerinden farklı olarak, Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp yerine yeni bir ulus-devlet inşa edilmesi sürecinde Anayasal Monarşik bir yapı yerine Cumhuriyetçi bir yapının kurulmasının arkasında, yeni rejimi kuran siyasi kadronun yeni bir ulus inşa edebilmek için geçmiş ile bağları koparmanın daha yararlı olacağını düşünmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun dayalı olduğu dini zeminin yeni kurulacak rejimin laiklik ilkesi ile çelişeceğini düşünmeleri ve benzeri faktörler yatmaktadır. Aynı zamanda, hem son dönem Osmanlı reformist entelektüellerinin ve onların kısmen devamı niteliğinde olan yeni rejimin kurucu kadrosunun Fransız Cumhuriyetçi düşünce geleneğinden etkilenmiş olması da bir başka önemli faktördür.

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?
İlginizi Çekebilir

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

Yazar Hakkında

Yorum Yap